M Harfi – Atasözleri Sözlüğü

ANLAMINI ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ ATASÖZÜNÜN İLK HARFİNİ AŞAĞIDAKİ LİSTEDEN SEÇİNİZ!
A · B · C · Ç · D · E · F · G · H · I · İ · K · L · M · N · O · Ö · P · R · S · Ş · T · U · Ü · V · Y · Z

M Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Anlamları

Mahkeme kadıya mülk değil: Hiç kimse, bulunduğu kamu hizmetinde ömrünün sonuna kadar kalamaz.

Mal adama hem dost, hem düşmandır: Malın insana yararı olduğu gibi zararı da vardır.

Mal canı kazanmaz, can malı kazanır: İnsan mal kazanacağım diye sağlığını tehlikeye atmamalıdır.

Mal canın yongasıdır: İnsan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı duyar.

Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan: Bu dünya gelip geçicidir, mala mülke fazla değer vermemek gerekir.

Mal melameti örter: Zenginlik, kişinin ayıplarını, kusurlarını kapatır.

Malı ongun olanın adı angın olur: Malından çok ürün alan kişinin adı her yerde anılır. (ongun: Bol / angın: Çok anılan, ünlü)

Malın iyisi boğazdan geçer: Kişinin, yiyemediği malının bir değeri yoktur.

Malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın:Çiftçinin toprağı suya ne kadar yakınsa değeri o kadar çok olur; bakımı, ürünün güvenliği ve eve kolay taşınabilmesi bakımından toprağın eve yakın olması daha da önemlidir.

Malını yemesini bilmeyen zengin, her gün züğürttür: Züğürt, yokluk içinde bulunduğundan yiyemez, varlık içinde olduğu hâlde yiyemeyen de bunun gibidir.

Mart ayı dert ayı: Mart ayında havalar sık sık değiştiği için insan kendisini koruyamaz ve hasta olur.

Mart çıkmadıkça dert çıkmaz: Kış hastalıkları, mart sona ermedikçe bitmez.

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır: Mart ayındaki şiddetli soğuklarda insanlar ellerine geçen her şeyi yakmak zorunda kalırlar.

Mart kuruluk, nisan yağmurluk: Herkes, ortam ve koşulların işine uygun olmasını bekler veya ister.

Martta yağmaz, nisanda dinmezse sabanlar altın olur: Kara kışta kar yağar, martta yağış olmaz, nisanda da çok yağmur yağarsa o yıl bol ürün alınır; çiftçinin yüzü güler.

Maşa varken elini ateşe sokma: Başka birine yaptırabileceğin tehlikeli işe kendin girişme.

Mayasız yoğurt tutmaz: Çok para kazanabilmek için az da olsa elde bir sermaye olması gerekir.

Mazlumun ahı, indirir şahı: Zulüm gören kimsenin bedduası tutar.

Mazlumun ahı yerde kalmaz: Zulüm gören kimsenin bedduası tutar.

Meramın elinden bir şey kurtulmaz: Bir şey yapmaya azmeden ve ona dört elle sarılan kişi, kesinlikle başarıya ulaşır. (meram: İstek, amaç, gaye)

Merdiven ayak ayak (basamak basamak) çıkılır: En yüksek mevkiye yavaş yavaş yükselerek çıkılır.

Merhametten maraz doğar (hasıl olur): Kimi kişiler, kendilerine acıyıp iyilik edenlerin başını derde sokarlar veya bu iyiliği kötüye kullanırlar.

Mermer iyi taştan, iyilik iki baştan: Birbiriyle ilişkileri bulunan iki kişinin iyi geçinebilmeleri için yalnızca birinin iyi olması yetmez.

Meyve veren ağaç taşlanır: Bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırılır.

Meyveli ağacı taşlarlar: Bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimselere genellikle sataşılır.

Mezar taşı ile övünülmez: Kişi, geçmişteki atalarıyla değil, ancak kendi değeri ile övünebilir.

Mızrak çuvala sığmaz (girmez): Herkesin gözü önündeki gerçekler örtbas edilemez.

Minare de doğru, ama içi eğri: Doğru görünen nice kişiler vardır ki içyüzlerini bilenlerden nasıl düzenbaz oldukları öğrenilir.

Minareyi çalan kılıfını hazırlar: Kolay kolay gizlenemeyecek denli büyük bir suç işleyen kişi, bunun ortaya çıkmaması için gereken önlemleri daha önce alır.

Minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır (bitti beller): Değerli, önemli hiçbir iş yapmamış olanlar, yapılmış olan büyük, önemli işleri kendiliğinden oluvermiş sanırlar.

Miras helal, hele (ele) al demişler: Miras, alabildiği takdirde mirasçının hakkıdır.

Miri malı balık kılçığıdır, yutulmaz (balık kılçığı gibi boğazda kalır): Devlet malını kendine mal etmek çok zordur. Birçok engeller buna olanak vermez. Verse de bu mal rahatça kullanılamaz ve günün birinde hesabı sorulur.

Misafir ev sahibinin (bağlı) kuzusudur: Konuk; yemek, gezmek, eğlenmek, yatmak vb. konularda ev sahibinin çizdiği programa uymak zorundadır.

Misafir kısmeti ile gelir: Ev sahibi konuğu yük saymaz. Konuğun geldiği evde ya yiyecek bulunur ya da beklenmedik bir yerden o sırada yiyecek gelir. Misafirin kısmetini Tanrı’nın göndermiş olduğuna inanılır.

Misafir misafiri (dilenci dilenciyi) istemez (sevmez), ev sahibi ikisini de: Misafir, gittiği yere başka bir misafirin gelmesini istemez. İster ki bütün ağırlamalar yalnız kendisi için olsun. Ev sahibi ise her misafire ayrı ayrı hizmet etmeyi borç bilir, ama hiç misafir gelmese de rahatım bozulmasa diye düşünür.

Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu (evde) bırakır: Tanrı, konuğun yediğinden kat kat fazlasını, konuk ağırlıyor diye, ev sahibine verir.

Misafir umduğunu değil bulduğunu yer: Konuk, ev sahibinin kendisine çok şeyler ikram etmesini bekleyebilir ama ev sahibi ancak evinde olanları ikram edebilir.

Misafirin umduğu ev sahibine iki öğün olur: Konuk, ne denli gerçekleşebileceğini düşünmeden ev sahibinin kendisine çok şeyler ikram edeceğini umar. Ama bakar ki sofrada umdukları yok.

Misafirin yüzsüzü sahibini ağırlar: Kendisinin ağırlanması gereken yüzsüz konuk, ev sahibine yol gösterir gibi ağırlama işini üzerine alır.

Misk yerini belli eder: Değerli kişi, nerede olsa varlığını gösterir.

Miyancının kesesi bol olur: İki kişi arasında uzlaştırıcılık yapan kimse anlaşmaları kolay olsun diye bir taraf lehine, öbür taraf aleyhine bol keseden fedakârlıkta bulunur. (miyancı: Aracı)

Mum (çıra) dibine ışık vermez: Bir kimse, başkalarına bol bol yaptığı yardımı kendi yakınlarına yapmaz.

Mum yanmayınca pervane dönmez (yanmaz): Güzelin yoluna baş koyanların ortaya çıkması için o güzelin görünmesi gerekir.

Müflis (züğürtleyen) bezirgan (tüccar) eski defterlerini karıştırır: 1. Tüccar züğürtleyince, belki bir kimsede alacağım kalmıştır diye eski defterlerini gözden geçirir. 2. Vaktiyle önemli isler yapmış olanlar, düşkünlüklerinde eski durumlarını anarak, anlatarak avunmaya çalışırlar.

Müft olsun da zift olsun: Birçok kimse, bedava bulunca yenmeyecek şeyleri yer; işe yaramayan şeyleri alır. (müft: Bedava, beleş)

Mühür kimde ise Süleyman odur: Bir işte kime yetki verilmişse güç ondadır.

Mürüvvete endaze olmaz: Yardım ve iyiliğin sınırı yoktur. (mürüvvet: Cömertlik, iyilikseverlik / endaze: Ölçü)

Mürüvvetsiz adam, suyu çekilmiş değirmene benzer: Cömert olmayan, iyilik yapmaktan hoşlanmayan biri, içinde yaşadığı toplum için bir değer taşımaz.

Yorumla(r)

Lütfen yorum yazarken Türkçe yazım kurallarına dikkat ediniz.
Türkçe yazım kurallarına uyulmayan, ziyaretçilere yarar sağlamayacak nitelikteki yorumlar onaylanmayacaktır!